BEYOĞLU’NUN EN GÜZEL ABİSİ, AHMET ÜMİT
Özellikle son birkaç yıldır popülerliği artan Ahmet Ümit’in geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bu kitabı kapak tasarımı ve ilgi çekici adıyla gördüğüm an alma isteği uyandırdı bende. Aldıktan sonra kitaplığımda bir süre okunmayı bekledi. Kitabın kalın oluşu ve okurken sıkılma ihtimalim gözümde o kadar büyüdü ki bir türlü başlamaya cesaret edemedim. Okumaya başladığımda tüm bu düşüncelerimde yanıldığımı fark ettim. Kitapla ilgili görüşümden önce bu kitabın ruhunu kitap sayfalarına döken Ahmet Ümit’ten bahsetmek istiyorum.
Aslında hepimizin en az birkaç kez duyduğu, birkaç kitabını mutlaka gördüğümüz yazarlardan birisi. 1960’da Gaziantep’te doğmuş yazar. Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü bitirmiş. Siz de merak ediyor musunuz bilmiyorum ama ben tarzını beğendiğim yazarların hangi bölüm okuduklarını çok merak ediyorum. Okudukları bölüm onlara farklı bir görüş kazandırmış mı, kalemlerini geliştirirken olumlu mu yoksa olumsuz mu etkilemiş hepsini kendi kafamda düşünüyorum. Hangi bölüm okumuş olduklarını bekliyorum bilmiyorum ama hepsinde de öğrenince şaşırıyorum. Mesela Ahmet Ümit’i araştırırken Moskova’da siyaset eğitimi gördüğünü öğrendim ve bunun yazısı üzerinde fazlaca etkili olduğunu düşündüm. Polisiye romanlarla tanıdığımız Ahmet Ümit’in şiirleri 1989 yılında Sokağın Zulası adıyla yayımlandı. Kitabı okumadım ama kitapta meşhur olan bir şiirin bir kısmını paylaşmak istiyorum sizlerle.
“Sen yoktun,
Tüm dünyayı değiştirebilirdim.
Oysa aynalarda eskiyor yüzüm,
Ne yana baksam karşımda bir anı,
Meğer İstanbul ne çok benziyormuş sana.
.
.
.
Sen yoktun,
Kanayan bir sevda vardı,
Yeryüzü ıssızlığında.
Genel yorumlar yazarın polisiye türünde daha başarılı olduğuyla ilgili ama ben şiirlerini de çok sevdim. Yazmak için yazılmış olan şiirlerin aksine hissiyat barındırıyor her mısra bana göre.
Daha sonra 1992’de ilk öykü kitabı Çıplak Ayaklıydı Gece yayımlanmış. Bunu Bir Ses Böler Geceyi, Agatha’nın Anahtarı, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir adlı polisiye öykü romanları izlemiş. 1996’da yazdığı ilk romanı Sis ve Gece, polisiye edebiyatta bir başyapıt olarak değerlendirilmiş. Bu romanın ardından Kar Kokusu, Patasana, Kukla, Ninatta’nın Bileziği, İnsan Ruhunun Haritası, Aşk Köpekliktir, Beyoğlu Rapsodisi, Kavim, Bab-ı Esrar, İstanbul Hatırası, Sultanı Öldürmek, Beyoğlu’nun En Güzel Abisi ve Elveda Güzel Vatanım adlı kitapları basılmış. Yazarın aynı zamanda çizgi romanları da bulunuyor. Eserleri yirmiden fazla dile çevrilmiş.
Kitaba gelecek olursak, Ahmet Ümit’in birkaç kitabını okuduysanız kitaplarında geçmişle geleceği harmanlamayı sevdiğini ve bunu çok başarılı bir şekilde yaptığını fark etmişsinizdir. Beyoğlu’nun En Güzel Abisi adlı kitabında da İstanbul’un her yeri beton olmadan önce ne kadar güzel olduğunu hatırlatıyor yazar. Bu kitapta bir zamanlar ülke gündemini fazlaca meşgul eden birkaç olaya da yer veriyor. Kitapta okurken en çok keyif aldığım kısımlar bölümlerin başlıklarıydı. Bölümde geçen cümlelerden biri bölüm başlığı olarak kullanılmış. Normal zamanda okuyunca çok basit ve mecaz anlam bulundurmayan cümleler kitabın kurgusuyla birleşince bazen ana fikir, bazen ipucu, bazen hayat tavsiyesi olarak karşınıza çıkıyor. “Bazı gerçeklerin kimseye yararı yoktur.” , “Nezaket başkadır, insanın içinden geçenler başka.” “Hayat yaşadıklarımızdan çok hayal ettiklerimiz değil mi zaten?” başlıkları en beğendiklerimden birkaçı sadece.
“AŞK, YAŞAMI; CİNAYET, ÖLÜMÜ SIRADANLIKTAN KURTARIR.”
cümlesiyle kendini tanıtıyor kitap.
Başkomiser Nevzat’ın çözümlediği bir cinayeti ele alıyor kurgu. Beyoğlu’nun arka sokakları olarak bildiğimiz Tarlabaşı’ndaki kentsel dönüşüm, rant kavgaları, kadına şiddet gibi konulara da fazlasıyla değiniliyor.
Yılbaşı gecesinde öldürülen Engin’in cinayet soruşturmasında şüpheliler sürekli değişiyor ve okurken hepsi de mantıklı geliyor. Kitabın sonlarına doğru hiç beklenmeyen şeyler açığa çıkıyor. Katil belli olduğunda fazlasıyla şaşırmıştım. Semtteki mafya babalarının, Engin’in karmaşık aşk hayatının hakkında o kadar şey öğreniyor, o kadar çok teori koyuyorsunuz ki ortaya romandaki karakterlerle birlikte, sonunun böyle olacağını hiç tahmin etmiyorsunuz.
Kitabın anlatımı fazlasıyla akıcıydı. Bazen onlarca sayfa okuduktan sonra karakterlerin aynı günde olduğunu fark edince şaşırıyorsunuz. Kitabın en tatlı yanı ise, Ahmet Ümit’in kendini Nevzat Başkomiserin polisiye roman yazan ve gizemli şekilde olay yerlerinde beliren komşusu olarak yazmasıydı.
Benim bu kitapla ve Ahmet Ümit’le ilgili -kitap hakkında henüz okumamış olanlar için fazla bilgi vermeden- söyleyeceklerim bu kadardı. Okuduğunuz, merak ettiğiniz, almayı düşündüğünüz Ahmet Ümit kitapları hakkında yorumlarınızı bekliyorum!
Yorumlar (1)
nandosgloves
Ahmet Ümit’in kaleminden çıkan bir kitabın sıkıcı olma ihtimali yok, bölümlerin başlıkları konusunda aynı fikirdeyiz, çok ince düşünülmüş. Usta bir yazar, bu yazarı anlatan harika bir yazı! 🤩